UYKUSUZ

 


İmage: Salihcan Akın

Ya gün çok aydınlık ya gözlerin ışığa duyarsız. Bir ilkbahar günü ağaçların arasından süzülüyorsun; gövdeni saran ağırlık bir kasvet olup geçiyor gözlerinden. Bir hapishanenin henüz önünden geçiyorsun. Fren pedalının yerini unutmuş sağındaki bir tabelaya ilişiyor gözün. Tabelada “Otostopçu almayınız” yazıyor. Bir inleme sesi duydun; acıyı değil seksi çağırıştırıyor. İçinde sabırsız bir ima. Bir otostopçuya rastlarsan es geçeceksin, bunu düşündün. Yola atlarsa ezeceksin, kararlısın. Kayıtsız kalmak faydasız. 


  • Nedir ki her şey onda gizli? Kayıtsız bir tavır! İlgi çekici bir giz; olağanın dışında bir gizemin eşliği. Aranılan; bir düşte gizli. Çirkin bir günde ölümü düşlemek gibi. Musa’nın ölümünün düşü. Hayır! Bu bir küfür. Evet! Küfrü düşlüyorum… 


Tabelayı çok geçmeden sağa kırdın, bucağı belirsiz orman karşında. Hiç tekerlek izi yok, ilki sen olacaksın. Yeni bir yol yarattım diye sevineceksin belki. Yolun nereye götüreceğini bilmeden. (Bazı yollar imkansızlığa çıkar.)  Öylesine bir gündü halbuki, o öylesine bir günde; içinden bir mutluluk geçti. Bir fikir oldu o mutluluk, fikrin eylem oldu. Bagaj kapağını açtın, içinden kalınca bir ipi çıkardın ve henüz önünde durduğun çınar ağacına fırlattın. “Ölmez!” dediğin daldan sarkan ipi çektin kendine doğru. Biri belirdi kısa süre sonra. Karaltısı saniyelerle kısalıyordu. Sessizdi bir o kadar; ifadesi sessizliğini bozuyordu. Ne yaptığını sorar gözlerle baktı ellerine. Bu izbe yerde yağlı bir urganı andırıyordu ip. Her duyumun içinden bir yabancılaşmayla çıktığımızı hatırlatır gibi devam ettin işine. Çok sürmeden çınar ağacına sarılan bir salıncağa sahiptin. Ensende hissettiğin o müphem ifade yerini mağrur bir bakışa bıraktı. Birçok şeye sahiplik ediyordu orman; o birçok şeyin içinde bir şeye de sen sahip olmalıydın. Kontrolsüzce belki; ancak her sahiplik arzusu içinde bencil ve çürümekte olan bir fikri saklar. Bu kontrolsüzce olduğundaysa bir şeylere sahip olmanın hazzı artar. Öte yandan bir şeye sahip olmak, çoğu zaman hakikati gölgeleyen bir yanılsamanın uzantısıdır yalnızca… Salıncağın gerisinden seyrettin bucağı belirsiz evreni. İçinden yerleşmek geldi öylece; günün sıcağını örseleyen o serinliği tatmak belki teninde. Mutlu bir günden beklenebilecek her türden detaya sahiptin o an. Yine de bırakmak geldi içinden, güzel olan bir şeyleri yok etmek; kalıtsal bir garezin esaretinde. Arkana bakmadan çekip gittin kendi kendine konuşarak: Güzel şeyler bazen yaratılır ve bırakılır. Gözden kayboldun. Gölgenin seyri bıraktı peşini. Ardında o kadar çok şey bıraktın ki zihnini zehirliyordu geçmiş. O kadar yürüdün ki hercai aldanışların üzerine, garibe bir iz oldu ensende mazi. Yarım kaldı yaratılışın, okuduğun kitaplar. Hayatın yarım kalacağı fikri pekiştirdi bu alışkanlığını. Geç kaldın evveline ve yarınına. “Hiçbir şey için geç değil” hezeyanı, beyhude oyalanışların ve gündelik yanılgıların keyfi, yolların ve başlangıçların freniyken; yaşamı anlamanın ilk yolunun her gün biraz daha alışarak azalmak olduğunu geç öğrendin.


- Kelimelerim azalıyor tut beni.


Düşüncelerimle daha bir baş başayım gövdem eskidikçe. “Düşüncem” davetsiz misafirim. Rastladığı her sızıda, alaycı bir bakışla yanı başımda beliren; şehvetli bir daveti andıran kancam benim. Algım korunaksız, dağılmak için an kollayan bir uykusuz gibi. Proust haklıydı. Kederlerin yerini fikirler aldı. Fikrim, ince bir güle; neşeli bir bülbüle düşman. Bedenimse öylesine yabancı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARUZATLAR

UYUŞUMA GÜZELLEME