BELKİ DE TANRILAR TASAVVUR ETTİĞİMİZ KADARLAR

Öz, bilince nakşettirilen deva niteliğindeki duygulanımların temelidir. İnsan, özü gereği yaşadığı sancılı dönemleri bu devaya binaen bir ritüele dönüştürür. Tinsel sancı yaşayan birey, ayrımını şekillendirirken mübalağadan kaçınmaz. Tanımlama yaparken kattığı renk canlılığı korumada öncüdür. Ritüele başlanırken iki şey önem arz eder. Etkenlerin göz önünde bulunması ve ana fikrin netliğe kavuşması. Esaslar hazır olduğunda ise tuvalde yeni bir sayfa açılır. Sahne sanatçınındır;

''Hüznü seviyorum. Hüzünlü olma halini seviyorum. Duygu durumum fark etmeksizin günün büyük çoğunluğunda zihin aşırı bir boşluk içindeyim. Görünüşün sahteliğinden arda kalan burukluğu hissetmemek ne mümkün. Her şey o kadar açık ve seçik ki. Şeffaf bir perdeden dünyayı, sizleri seyrediyorum. Her gün bir öncekinden daha çok midemi bulandırıyor, ben kusamıyorum. Tüm öfkemi bir tokat gibi yüzünüze vurmak yerine içimde tutuyorum.
Masumiyet arayışı anılarımı kovalıyor. Kötülük, hayali formuyla peşimden ayrılmıyor. Beynimi tırmalayan o yoğun tedirginlikle baş başayım. Aranızda olmak ne acı. Sezgisel yaklaştığım için kendimi ne kadar kınasam da gerçek, şu demeye gelecektir.  Varlığı inkar edilemez hüznün mutlulukla olan bağsız bağını delicesine duyumsuyorum.''
Yahut! Bireyin ereği mutluluk ise ve bu özgürlüğe güleçken erişemiyorsa, hüznün abartılan varlığının zararı kime? İşe biraz inanç karıştıracak olursak:
Onca din, kutsal kitap ya da kutsal kabul edilen bir nen... Mahkuma kucak açacak sözde hakikat, başka ne olabilir? Bir günahkarlar topluluğu ve onları kucaklamak için can atan bir parça ateş. Merhamet ve ihtimaller dahilinde bir süzme ışık...
(Tanrım! Beni başkalaştır.)
Söz konusu ahir yaşam netliği de nesi? Mevcut her kesinlik için halihazırda tuttuğum kuşkucu tutumum hangi taşın altında? Örneklediğimiz öğretilerin doğru olduğunu varsayalım. Bizlere amaç olarak sunulan yalnızca bu kadar mı? Vaat edilen topraklarda sonsuz bir yaşam şansı... İşin eğlenceli kısmına kör kalan bir tek ben olamam. Bunu istememi beklemeyin benden. Cennetin köhnesinde kalakalmak, bir köşede öylece aklımı kaçırmak. Bizden istenilen bu olmamalı. Şayet buysa bizlere diretilen, vargıdan bunun çıkmamasını bekleyebilir miyiz?
''Bencilliği literatüre kazandıran insan değildir.''
(Üzgünüm Tanrım! Elimde değil.)

-  Yanlış anlaşılmaya mahal vermeden önce şunu belirtmek isterim. Amacım inanca beyhude tanısı koymadan öte bir çok düşünürün de savunacağı gibi kesin gerekliliğinin kabulüne değinmektir. Açıktır ki inancın özündeki korku silüetine sığınmış ültimatomlar, budala zihinlerin rezil fantezilerinin ve sapkınlıklarının önündeki geniş sağrılı duvarlardır. Afyonunun varlığından dahi habersiz birey, ilk doğrusunu kendine karşı gelerek yapmıştır. -

Sözgelimi Descartes'ın aldatmayan tanrısı. Onun gördüğü yalnızca bir aldatmaca mıydı? Yalanın ifşa olmaması adına da öncelikle onu söyleyen olamayacağına mı inandırıldı? Gerçeğin manipülasyonu için ne ideal kılıf. Gücün gölgesine sıkıştırılan bohem riyakarlığıyla, ona yakışırcasına.
Sonsuz bağışlayıcılığı ile tartışılamaz olana..
Böylesi bir merhamete kimse sahip olmamalı. Tanrı bile(!)
(Tanrım! Taşların yeterince sağlam, lakin domino oynuyoruz.)

İşte Bergmanvari bir serzeniş; Ne ulaştıracak beni mutluluğa, toplumdan izole bir yaşam mı? Münzevi olmak için çok gencim. Tüm bu komediyi arkamızda bırakacak olursak, hakikat ve varoluş buhranında bilinemezcilikten öteye gidilebilir mi? Tanrı parçacığı, inanç hayır aradıklarım bunlar değil. Sıyrıldığım kabuğuma geri dönemem. Ne denli sert olursa olsun, ben baltayı taşa vurduğumda onun parçalanışını hissetmek isterim.
Hem, hatırlıyor musun? Oluşturduğun bütün mekanizmayı, tabuları, kabul edişleri bir çırpıda yok saydığın o anı anımsıyor musun? Her şeyin yeniden değerlendirildiği, yepyeni bir anlama sahip olduğu o anı. Değerin ve nefretin modernize edilmiş tezahürleri dolu, yamanmış, yeniden şekillendirilmiş bir zihin. Eline aldığın kalemin yeni yaşam fısıltısı ve o yarılma. Herkesçe normalleşen bir yalanın ortasında kendini bulma. Heder olmanın eşiğinde yeise soyunsam da, su yeterince sığ, boğulamam yalanınızda.
(Tanrım! Beni tecrit et.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARUZATLAR

UYKUSUZ

UYUŞUMA GÜZELLEME