DÜNYA
İnsanın kendini bir yere ait hissetmesi, aidiyet hissinin getirdiği
huzura sahip olması ne hoştur. Buraya aitim diyerek bir mekânı ya da bir kişiyi
işaret edebilen birey için; o dünyanın yokluğu nasıl düşünülebilir? Dili
sessizlik, gözleri sis kaplar. Geçmiş bir zaman gibi konuşmak acıdır. Zordur; “Bir
dünyaya aittim.” Diyebilmek…
Bir dünyaya aittim. Dünyam; benim yaratımımdı. Oysa şimdi ellerim bomboş. Kaybettiğim
ve gölgesinde kendimi aradığım dünyamın yerini dolduramıyorum. Ondan kaçıyorum
ama kendime yeni bir dünya yaratamıyorum. Yeni bir şeye ihtiyaç duymayalı epey
oluyor. İnsanın kendine gömüldüğü ve bundan keyif aldığını sandığı tuhaf zamanları
geride bırakması gerekir. Halbuki ne zordur. Bedenim, kendime açacağım yeni bir
kapıya, içine dalıp kaybolmayı arzuladığım yeni dünyanın yüküne çekimser.
Zihnimse öylesine yabancı…
Bu bir yol. Yolların sonunda mı yoksa başında mı insan; nasıl bilebilir? Yeni
günün yoksun heyecanı, karanlığıyla beraber üzerimize soğuk bir örtü olan kasvet;
tekrarına ilgi duyulmayan bir mezat gibi. İnsan ise sonuna yürüyen bir gömüt. Kabul
etmeli ki her şey yine ona dair. İnsana… Onların ne yaptığını anlatayım: Hayata
dair olumlu olumsuz her şeyi sinelerine çekip biriktirirler. Neden yaptıklarına
dair herhangi bir fikre de sahip olmadan yaparlar bunu. Hayatın aslında basit,
çok basit olduğunu görmezler. Görmek istemezler.
- Akan zaman, doğanın barındırdıkları ve tüm getirisi onlar için kayboluştur.
İz bırakma kaygıları yoktur. Düşlerinin önemi yoktur. Yaşam tanımları sığdır.
Ne için vardı onca şey? Onca şeyin içinde “ben” ne anlama sahiptim? -
Tüm ahenk ellerinden kaçıyor gibi yaşarlar. Bir şeyleri yakalamaya çalışarak
ömürlerini tüketirler. Oysa zaman onlar olmadan da vardı, onlardan sonra da var
olacak. Bunun yanında söz konusu farkındalığa sahip olup ona ayak uydurmak büyük bir
suçtur. Elimizden kaçan bir şeylerin olmadığını, yaşamın birkaç ziradan ibaret
olduğunu söylemek ne de ayıptır. Tüm olan bitenin bir rastlantıdan ibaret oluşu
fikri kâbus gibidir. Belki demek göz bebeklerini büyütür. Hayat demek ciddi bir
iştir(!) Bu fikir sabit tutulmazsa, bilinmeyene yaklaşılır. Bilinmez olan
korkutucudur. Korku ise insanın uzaktan görmekten keyif aldığı bir heyecandır.
Varlığını anlamlandırmaya çalışırken sıradanlaştıran birey; kaçma eğilimi
gösteren her şeye duyduğu meraktan; ona dokunmak, yakalamak ister. Eğer ilk
temas uyumluysa, birey kaçınılmaz olanın kölesi olur. Fırsat sanrısı, körlüğü
doğurur. Körlük ise esir bir geleceği ve daimî mutsuzluğu…
Yorumlar
Yorum Gönder