YAŞAMIN İÇİNDE: TESLİMİYET, SAFLIK VE OTORİTE

    İnsanın nail olmaması gereken tek sarhoşluk; teslimiyet...  
Kendini bir kişiye ya da bir şeye tam anlamıyla adamak ya da teslim etmek; insanı içinden çıkması zor bir körlüğe sürükler. Başlarda söz konusu körlüğün zarifliği insana çekici gelir. O buğulu algıyı yıkmak düşünülmez bile. Kısmi körlüğün yaşattığı avarelik, insana doygun bir yaşam tınısı sunar. Bilinç çarpıklaşır. İçinde bulunduğu drama sırtını dönen kişi, hislerine ve parlak gözlere karşı hassaslaşır. Aidiyet hissine kapılır ve benliğini paylaşmaya başlar. Bu durum kendini yenileyen kimse için bir tehdit oluşturmaz. Ancak kendini o avareliğe kaptırmaya müsait kimse için; keskin bir değişim hazırlığıdır. Bir yeniden doğuş, lafügüzaf…İnsana dramını paylaştığı kişinin yokluğu garip gelir önceleri; sonra alıştığını fark eder. Özlem duyulanla açılan mesafe; hasreti hasete dönüştürür. Teslimiyetin ve saflığın bir arada tutunabildiği o şey; güzel olanın duyumuna o çarpıcı ulaşım; düşüne kapılıp gidebileceğin duygu erişimi… Bir önceki kendini çekemeyen, zihni susturmayan düşünceler sıralanır. Kaybedeceğinin hatta kaybettiğinin farkına varan kişinin içinde oluşan boşluk; yılgın bir arzuya dönüşür. Bu arzunun amacı yalnızca boşluğu doldurmaktır. İnsan tutunamadığında, boşluğunu nefretle örter. Nefret en güçlü soğuma aracıdır. Eğer zihni meşgul edebilecek bir sebebe tutunulursa, ihtiyaç duyulan biraz zaman ve benliğe dönüştür. Zamanında methiyeler dizileni, bir dizi basitliğe indirgeyen o an; benliğini, ben’in otoritesini hakiki değerine kavuşturan o an! İnsanın kurtuluşudur. Yeniden doğan; ihya olur. Ama içine çöreklenen o lirik saflığa ulaşma isteğini soğutamaz. Hele ki şüpheye bulanmış zihin bunu daima arzular. Kuşku bilincin sınırlarını zorlar. Sahip olmak ister. Kendini aşan zihin ise başka bir aşkınlığa erişmek ister. Saf bir görünümü reddeden bu düşünce; bir yandan da kuşku götürmez olan saflığı, zihnini yiyip bitiren kuşkudan saklanabileceği o güvenli alanı arar. Güven duygusunun özlemi, bu ihtiyaçtan doğar. Güvenin koşullarının tutarsızlığı ise bireyin laneti, içinden çıkamadığı paradoksudur. Anlamın, anlam arayışının anlamsız geldiği zamanın tam ortası işte... Ilım çıplak; her yer bomboş bir boşluk… Nereye yürünse aynı yol aynı sonuç… Ancak hayat akışının köhnesine dâhil eder insanı. Boşluğun ortasında kalınsa da devam etmek zorunludur. Zihnin tekrar etmesi gerekir: Hiç olmasaydı da olurdu. Hiç olmasaydı da, olurdu…
Sözgelimi anlıyoruz ki; bir insanın yaratımı bir başkasına bağlı kalamaz. Bir insanın tüm ihtiyacı başka bir insan olamaz…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARUZATLAR

UYKUSUZ

UYUŞUMA GÜZELLEME