BİR RÜYA
Son bir şey daha isteyeceğim. Bir süre kulak ver bana. Hiç rüya görmem bilirsin. Dün bir rüya gördüm. Terkedilmiş bir tiyatro salonunun sahnesindeydim. Sahnenin perdeleri tamamen açılmamıştı. Sanki sahne her an suratıma kapanacak gibiydi. Ya da ben öyle zannediyordum. Tek başımaydım; hiç izleyici yoktu. Mekan o kadar eskiydi ki; tüm koltuklar yarıya kadar toprağın içine gömülüydü. Koltukları ve perdeyi turuncu bir renk kaplamıştı. Etrafta hiç ağaç yoktu ama yaşam çoktan sızmıştı salonun içine. Yeşermiş yapraklar görüyordum. İçeriye sızan bir ışık tüm dikkatimi bir yere toplamaya zorluyordu. Işığın yansıdığı koltuk diğerlerinden farklı bir renkteydi. Bunu, güneşin dokunduğu her şeyi canlı tutan yapısı olarak tanımlayalım. Öte yandan içeride adlandıramadığım garip bir koku hakimdi. Solumda iki tane kapı olduğunu fark ettim. Biri kitliydi, diğeri ise paramparça haldeydi. Kapıların üst kısmında bir tablo vardı. Üzerinden asır geçmiş gibiydi. Tabloya bakakaldım. Dışarıdan gelen bir gürültü ile irkildim. Kilitli kapı kırılırcasına açıldı. İnsanlar peşi sıra içeri girmeye başladı. Salon kısa sürede dolmuştu. Boş koltuk göremiyordum. Salonun yapısından dolayı herkes karmakarışık gözüküyordu. Sahneyi ölüm sessizliği kapladı. Birden kendimi oyunun içinde buldum. Oyunun içinde değildim. Oyunun kendisiydim. Diyalogları bir bir tamamlıyordum. Sahnede alkış sesleri yükseliyordu. Hipnoz olmuş gibiydim. Oyunu üç bin kez tekrar etmiş ve son raksımı ediyormuş gibi. Işıklardan biri söndü, son perdedeydim. Diğer ışık söndü, son sahnedeydim. Salonu karanlık kapladı, öne çıktım ve selam verdim. Heyhat! Alkışlar yükseliyor, kahkahanın tonu artıyordu. Işıklar bir yanıp bir sönüyor, herkes avazı çıktığı kadar bağırıyor; kahkahalarla gülüyordu. Donakalmıştım. Kulaklarımı tırmalıyordu ses. Eğilip yere kapandım. Bir şey duymamak için neler vermezdim. Ne diye seslenmiştim bu insanlara. Sahnede hiç gülmemiştim. Bu kahkahaların sebebi neydi? Bilmiyordum; ses susmuyordu. Ayağa kalktım ve bağırdım. Yeter! Gülmeyin! Yeter! Ses giderek artıyor; ben dayanamıyordum. Yıkık halde olan kapıya takıldı gözüm bir an için. Dayanamadım ve koşmaya başladım. Kendimi salonun dışına atıp sırtımı duvara yasladım. Ses birden kesiliverdi. İçeride yaşama dair bir belirti kalmamış gibiydi. Delirdim mi ben? Yaşadığımı kavrayamıyordum. İnsanlar arka arkaya salondan çıkmaya başladı. Beni kimse farketmemişti. Bir döngüde miydim? Bir Yakup gibiydim! Görünmemem imkansızdı. Kimse kafasını bana doğru çevirmiyordu. Kalabalık yürüdükçe salonun çatısı sallanıyordu. Bir avize onu tutan son tele tutunmuş; insanlar askeri nizamda ilerlemeye devam ediyordu. Salon boşalmıştı. Sessizliği dinledim. Bir süre dinlendikten sonra ayaklarım beni zorunlu bir yoldan sahneye geri götürdü. Sahnenin tam ortasındaydım, durdum ve ışığa doğru baktım. Gözlerimi açtım…
Son bir şey daha isteyeceğim. Bir süre kulak ver bana. Hiç rüya görmem bilirsin…

Yorumlar
Yorum Gönder